Biri “hedef kitle” mi dedi?

Eskiden, reklamcılığın henüz mutasyona uğramadığı zamanlarda, herhangi bir iletişim kampanyasına başlamadan önce sayfalarca brief yazardık. İletişim stratejisini elde etmek için adım adım pazarlama amacından, hedef kitlenin tanımına, hedef kitleye ne düşündürmek/hissettirmek istediğimize kadar bu işi bilimsel yapmasak da derinine inerek, irdeleyerek bir yerlere varırdık. Hedef kitleyi tanımlamak da öyle cinsiyet, yaş ve sosyoekonomik sınıfla sınırlandırılmaz, bol bol “içgörü” dediğimiz gözlemlerden oluşurdu. Bu içgörülerin birinden zaten mutlaka iletişim stratejisi bize göz kırpar, “ben burdayım, aradığın en kritik ve en duygu yüklü nokta benim, hedef kitleyi benimle 12’den vurun” derdi. Biz de ona odaklanır, yaratıcı fikrimizi, nam-ı diğer konsepti, bu stratejik noktaya bağlayarak yaratırdık.

Peki ne değişti? Tabi ki hala stratejiler, konseptler oluşturuluyor, ama sosyal medya mağdurlarının arasına reklamcılığı da koysak yeridir diyeceğimiz bir durum da söz konusu. Artık sanki iletişim aracı, iletişim amacının önüne geçmiş, “amaç” zaten “eğlendirme” isteğinin gölgesinde kalmış, bir teknolojik maratonu koşuyor koşuyor duruyoruz. Tüm bu marka ile tüketici etkileşim noktaları arttıkça, markanın aynı ses tonunu, aynı karakter duruşunu tüm bu çeşit çeşit mecralarda tutarlı bir şekilde sürdürmesi zorlaşmıştı zorlaşmasına da sosyal medyanın oyuna katılması bazı iletişim detaylarının da gözardı edilmesini doğurdu.

Nedir bu iletişim detayları?
Hedef kitleye doğru mesajla doğru tonda ve tabi ki iletişim stratejisi çerçevesinin sınırları dahilinde ulaşmak/konuşmak/etkileşim içinde olmak. Ve bunu istikrarlı bir şekilde yapmak. Bir soruya verdiğin cevapla, paylaştığın bir fotoğrafa eşlik etmesi için yazdığın cümlenin aynı tonda olması. Bir mecrada bulunan hedef kitlenin orada ne amaçla bulunduğunu bir başka mecradakiyle kıyaslayıp aradaki farka göre içerik üretmek. Mecranın genel ortamı ne olursa olsun, tribünlere oynamamak yani herkesin beğenisini kazanmak uğruna kendi stratejinden, iletişim tonundan ve içeriğinden şaşmamak. Seni belirli bir şekilde tanımış olan kemikleşmiş hedef kitlenin karşısına bir gün aniden bambaşka bir karakterle çıkmamak.

Bu detaylar say say bitmez. Tekrar hedef kitleye dönelim. Kendimizden yola çıkalım, çünkü artık hepimiz birer yayın kaynağıyız ve hedef kitlelerimiz var. Aynı içeriği aynı anda hem instagram’da, hem facebook’ta hem de twitter’da mı paylaşıyoruz? Ya instagram takipçilerimizle, facebook ve twitter takipçilerimiz arasında fark varsa. Ya da genelde aynı kişiler bile olsa, bu kişiler bu ortamlara farklı zamanlarda farklı beklentilerle giriyorlarsa. Herşeyi herkesle her zaman mı paylaşmalıyız? Ya da bir diyalog yaratmak üzere doğru zamanda doğru paylaşımları doğru ortamlarda mı yapmalıyız?

Hedef kitle artık büyük bir sis bulutu gibi gözükse de, hedef kitlenizi ve davranışlarını sosyal medya da dahil tüm mecralarda tanıyın ve sadece onlara oynayın. Eğer genel itibariyle örneğin “ciddi ama aynı zamanda samimi” bir duruş sergileyen bir markaysanız, facebook ortamına girdiğinizde birden ve üst üste şakalar yapan, herkesi güldürmeye çalışan biri olmayın. Dengeyi yakalamak ve şizofren bir markaya dönüşmemek o kadar da zor değil.