Anneler Günü, Gymboree için bu yıl daha da anlamlıydı!

Gymboree Türkiye’nin geçen sene Adıyaman’da gerçekleştirdiği 3 derslikli anaokulu projesinin ardından, ikinci anaokulunu da hayata geçirmek üzere, 150’ye yakın genç anne, Gymboree organizasyonu altında anlamlı bir yemek kitabı projesi için bir araya geldiler. Projeye maddi ve manevi desteği ile katkıda bulunan tüm anneler, hem lezzetli ve eğlenceli yemek tariflerini paylaştılar, hem de çocukları ile birlikte birbirinden güzel ve sevgi dolu fotoğraflar için kamera karşısına geçtiler.

Projemizi kısaca yukarıdaki şekilde tanımladığımızda, 217 olarak projenin başından sonuna kadar yaşadığımız tüm süreçlerinin de aslında bu tanımdaki birkaç sıfattan ibaret olduğunu hissediyoruz: “eğlenceli, güzel, sevgi dolu”. Evet, çok kısa zamanda bu kitabı hayata geçirmek üzere gece gündüz çalıştık ve bazı anlarda “tüm parçalar bir araya zamanında gelemeyecek” diye endişe duyduk, ama bu proje için bir araya gelen ekibin uyumu, isteği ve gönüllülüğü ile “Gymboree Annelerinden Çocuklarının Çok Sevdiği Yemek Tarifleri” kitabı Anneler Günü arifesinde doğmuş oldu.

Sosyal sorumluluk projesi olarak yola çıktığımız için sadece kitabın teknik özellikleri ile ilgili değil, fotoğraf çekimlerinden, tariflerin kontrol edilip tekrar yazılmasından ve pişirilmesine kadar tüm aşamalarda belirli bir çerçeve içinde hareket etmemiz gerekiyordu ve proje ekibindeki herkes tüm kısıtlamalara, zorluklara rağmen büyük özveri ile çalıştı. Sonuç olarak, bu proje “çözüm odaklı” ilerleyen bir proje oldu. Projenin başında, tasarım aşamasında 217 olarak bizim de ilk çözmemiz gereken, her anneye düşen tüm içeriğin (yemek tarifi ve malzeme listesi, yemek fotoğrafı, aile fotoğrafının) tek sayfada yer alması gerekliliğiydi. Bu gerekliliği duyar duymaz bile insanın ilk tepkisi “ama nasıl?” oluyor, bizim de öyle oldu ama problem çözmeyi seven yanımız da tabi ki hemen tasarım çözümleri düşünmeye başladı. Evet, bu bir yemek kitabı idi. Ancak “anne-çocuk(lar) fotoğrafları” da kitabın kalbini oluşturuyordu. Yemek fotoğrafı
ve tarifi, anne-çocuk fotoğrafının önüne geçmemeliydi. 135 anne ve çocukları. Herbirinin ayrı ayrı ışıltısı ve aralarındaki ilişkinin kamera aracılığıyla biz okuyuculara yansımasını düşündüğümüzde, anne-çocuk karesinin (aynen yemek fotoğrafının olacağı gibi) sayfada çerçevelenmiş şekilde durağan bir portre (veya portremsi) olmaması gerektiğini çok net görüyorduk. Sayfa tasarımını bu anlamda öyle bir şekillendirmeliydik ki, anne ve çocuklarının fotoğrafları, Gymboree ekipmanlarını kullandıkları, istedikleri gibi hareket ettikleri, olabildiğince doğal, eğlenceli ve kendilerini yansıtabildikleri fotoğraflar olmalıydı. Bu fikirle yola çıktığımızda ortaya çıkan sayfa tasarımında, anne-çocuk fotoğrafı için ayrılan alan, her ne kadar yemek için ayrılan alandan daha küçük de olsa, yukarıda tanımladığımız fotoğraf concept’ini birebir uygulayan bir alan oldu.

Tasarım sonrasındaki aşamalarda ilk önce fotoğraf ve yemek tarifi odaklı harıl harıl çalıştığımız bir dönem, daha sonra ise kitabın dokümanının hazırlandığı grafik uygulama aşamalarını yaşadık…tabi ki bütün bu aşamaların sonucunda hiç bilmediğimiz kadar çok tarif öğrendik; kitabın lansmanına katıldığımızda ise gördüğümüz hemen hemen tüm anne ve çocuklarını (isimlerini de direkt hatırlayacak şekilde) tanıyorduk. .-)

Bu sosyal sorumluluk projesinin bir ucundan tutan ve kısa zamanda gerçekleşmesi için çok çalışan herkesin eline sağlık. Biz de bu uyumlu ekibin bir parçası olmaktan mutluluk ve gurur duyduk.

(“Gymboree Annelerinden Çocuklarının Çok Sevdiği Yemek Tarifleri” kitabını Gymboree Play&Music merkezlerinde ve çeşitli kitabevlerinde bulabilir, ayrıca BoyutStore, D&R, idefix sitelerinden online satın alabilirsiniz.)

Reklamlar

Sosyal Sorumluluk ruhu taşıyan bir festivalin İletişim Sponsoru olmak.

14 Haziran’da Kemer Golf & Country Club’da, Alzheimer Derneği yararına düzenlenecek olan 6. İstanbul Lezzet Festivali için finale yaklaşmak üzereyiz. Geçtiğimiz süreçte logo tasarımından davetiyeye, dergi reklamlarından e-banner ve digital board’a, poster ve flyer’dan metrelerce uzunluktaki vinil banner’a kadar çeşit çeşit iletişim materyelleri üzerinde çalıştık. Bütün bu uygulamaları gerçekleştirirken bu festivalin amacının ve bizim de ekip olarak amacımızın Alzheimer Derneği’ne kaynak yaratmak olduğunu hiç unutmadan gerçekleştirdik tüm çalışmalarımızı. Tüm iletişim materyellerinde, hedef kitleye öncelikli olarak festivalden, dolayısıyla çeşit çeşit lezzetlerden, konserlerden “eğlence tonu” ile bahsederken aynı zamanda yakalamamız gereken “sosyal sorumluluk tonu” ile birbirine iki zıt tonu bir arada yaratmış olduk. Herhangi bir festivalin iletişim sponsoru olmanın getirdiği tüm sorumlulukların yanında bu festivalin sosyal sorumluluk amacını da yüklenmesi, bize 217 ekibi olarak bu proje için kolları sıvamakla ne kadar özel bir tecrübe kazanmış olacağımızı şimdiden hissettiriyor.

6. İstanbul Lezzet Festivali için Logo Tasarımı

Kemer Golf & Country Club’da, Alzheimer Derneği yararına bu yaz düzenlenecek olan 6. İstanbul Lezzet Festivali için çalışmalar başladı. Türkiye’nin en iyi restoranlarının, otel ve barlarının ve yiyecek içecek firmalarının bir araya geleceği festival, çeşit çeşit lezzetlerin konuklara sunulduğu bir gece olacak. Bu gecede sunulacak olan sadece lezzet olmadığı için, konukların ve sponsor firmaların bir araya gelmeleriyle oluşacak maddi destek de Alzheimer Derneği’ne sunulacağı için; bu etkinliğin iletişim stratejisinde “sunmak” fiiline odaklandık. Logo tasarımımızda “sunmayı” temsil eden bir çizim dışında “lezzet” kelimesinden yola çıkarak kullanabilecek her türlü yeme/içme ikonundan kaçındık, bunun yerine “lezzet”i ve “derneğe destek olmanın vereceği hisleri” de temsil edebilen tipografik çözüme yöneldik.

Yarışmayı kaçırdık ama yine de “iş yerinde psikolojik tacize hayır” diyoruz!

KIRMIZI Basında En İyiler Reklam Ödülleri – Hürriyet Özel Ödülü için 217 ekibi olarak çalışalım demiştik ve beyin fırtınalarına başlamakla kalmıştık…bir de baktık ki ödül gecesi kapımızda ve dolayısıyla özel ödül için termin de gelmiş geçmiş. Olsun dedik! Bulduğumuz fikirleri blog217’de paylaşmak üzere sonuçlandırdık. Yarışmanın bu seneki brief’inde, “Mobbing” diye de adlandırılan iş yerinde psikolojik taciz konusu ele alındı. Hedef kitlemizi, iş yerinde mobbing davranışlarına maruz kalan ve genelde “işlerini mükemmel yapmaya odaklı, dürüst, güvenilir, bağımsız, yaratıcı ve baskıyı uygulayan kişiden daha üstün özelliklere sahip” kişiler oluşturuyor. Bu kişiler tam anlamıyla bir çıkmazda hissediyorlar kendilerini, çünkü hem ofis ortamında yaşadıkları sıkıntılar çekilir gibi olmuyor hem de iş güvencesi arayışı içinde bulundukları ortamı bırakmak da istemeyebiliyorlar. Brief’te verilen ve reklamda yansıtılması istenilen ana mesaj “siz bir değersiniz”, bu mesajı destekleyici mesajlar arasında kişiye kendi gücünün ve haklarının farkında olmasını iletmek yer alıyor. İletişim tonu olarak da “dost, olumlu, umut veren, sıcak ve empati kuran” bir ton belirlenmiş.

Yukarıdaki bilgiler doğrultusunda yola çıktığımızda, reklam fikrini bulmadan önce 217 kriterleri olarak belirlediklerimiz şu şekildeydi: Reklamımızda kesinlikle olumsuzluk sahnesi içinde yer alan bir insan göstermeyeceğiz, bunun yerine görselimiz nötr ya da olumlu bir görsel olacak. Görselle durduracak/dikkat çekecek, sonra metinle duygu yükleyeceğiz. Duruma odaklanmak yerine kişinin hissettiği duyguya odaklanacağız, böylece durumun nasıl değiştirilebilir olabileceğini hedef kitleye aktarmayı sağlayacağız.

Ortaya çıkan reklamlarımız arasında 2 uygulama içeren bir kampanya fikri (zımba ve lastik topu), bir de bağımsız tek fikir var (bitki). Brief’te verilen “siz bir değersiniz” ana mesajını, direkt vermesek de concept’i marka mesajına bağladığımız aşamada vermeye çalıştık. 2 uygulamalı kampanya fikrinde görselin bu bağlam içinde duygu yüklü olmayışını, alt metindeki marka mesajını uzun tutarak dengelemeye çalıştık. Aynı şekilde “bitki” başlıklı tek reklamda, görselin olumlu bir tablo yansıtmasını, marka mesajının daha sert ve kısa olmasıyla dengelediğimizi düşünüyoruz.

Kısacası 217, “iş yerinde psikolojik tacize hayır” diyor!

217’nin pro bono projesi: Alzheimer Derneği

21 Eylül Dünya Alzheimer Günü yaklaşırken, Alzheimer Derneği‘ne destek olmaktan mutluluk duyuyoruz. Reklam kampanyası hazırlıklarımız tamamlandı. (Medya sponsorları için destek bekliyoruz.) Çeşitli mağazalar aracılığıyla satışı olacak Alzheimer bilekliğinin poşetinde yer alması için bilgilendirici metinle birlikte reklam concept’ini de içerecek mini kartlar hazırladık. (Aşağıda örnekler görebilirsiniz).

Concept yaratımı aşamasında, Alzheimer hastalığının hasta yakınları üzerindeki etkilerine yoğunlaştık. Hastanın eşi ve çocuklarıyla olan ilişkisi yerine torunları ile olan ilişkisini yansıtarak hedef kitleyi birçok farklı yönden yakalamak istedik. (30+ yaşında bir insanın hem kendisi hala torun olabilir – ya da torun olarak anıları hafızasında canlıdır, hem de çocuklarının kendi anne-babasıyla torun ilişkisi çok yakınında yaşanıyor olabilir. Araştırmalarımıza devam ettikçe, 3. kuşak aile bireylerinin yani torunların, 2. kuşağa yani hastanın çocuklarına nasıl destek olabileceğinin örnekleriyle karşılaştık. Özellikle, HBO’nun “Grandpa, do you know who I am?” isimli belgesel filmini seyretmenizi öneririz. Kısacası, Alzheimer hastalığının aile içindeki etkilerinde ve aile bireylerinin etkileşimlerinde, çocukların ve gençlerin kanıksanmayacak rolüne dikkat çekmek istedik.

Tüm iletişim materyelleri ve reklam concept’i ile ilgili detaylı içerik, çok yakında açılacak olan 217 + Alzheimer Derneği sayfamızda.