İpek Haznedaroğlu-Handmade Accessories için Logo Tasarımı ve Fotoğraf Çekimi

İşletme Mühendisi ve girişimci İpek Haznedaroğlu, çeşitli sektörlerde konusuyla ilgili çalıştıktan sonra desenlere ve kumaşlara artan ilgisiyle birlikte çanta yapmayı öğrenmek istemiş, ilk önce sadece kendisi için yaptığı çantalarını çok kısa sürede çevresinden gelen ilgi ve istek ile profesyonel boyuta taşımaya karar vermiş. Tasarımcı kimliğiyle markasını yaratmak için Şubat 2014’te harekete geçmiş. 2014 Yazı için hazırladığı ilk koleksiyonunu görür görmez içimizi bir mutluluk kapladı diyebiliriz. Cıvıl cıvıl ve eğlenceli desenlerden yarattığı hem kullanışlı hem de yaz kadar renkli çantalara bakınca tasarımcının onları nasıl severek yarattığını görüyorsunuz.

İpek Haznedaroğlu markası için yarattığımız kurumsal kimlik çerçevesinde logo ve etiket tasarımını, ayrıca çok eğlenceli geçen fotoğraf çekiminden birkaç kareyi paylaşıyoruz.

IpekHaznedaroglu_Logo_B      IpekHaznedaroglu_Logo_L

DSC_0011      DSC_0095

DSC_0050      DSC_0069

DSC_0297      DSC_0333

DSC_0061

 

 

Reklamlar

Postane değil Postnane!

Image

Günümüzde herşey teknolojik açıdan baktığımızda ileriye gidiyor. Herşeyin daha hızlısı bir versiyon olarak bize sunuluyor ve bir de bakıyoruz ki biz de bu hıza adapte olmaya çalışıyoruz ve de sonunda bir başkası gelmeden adapte oluyoruz. Ama bazen durup, eskiye doğru, geriye doğru bakmak gerekiyor. İşte “Postnane” böyle bir “geriye dönüş” çerçevesi içinde yaratılmış oldu.

Her gün aldığımız SMS, e-mail, sosyal medya ve App mesajları/görselleri bombardıman misali ama pek de etkili olmadan markalardan bizlere hedefleniyor. Hedeflenmesine hedefleniyorlar da, marka-müşteri ilişkileri dahilinde çoğu zaman nötr, bazen negatif ve bazen de unutulan tarzda mesajlar oluyor bunlar. Ama markalar durmak bilmiyor ve mesajlarını ardı ardına, indirimlerini ardı ardına sıralayıp müşterilerine daha çok ve daha hızlı bir şekilde ulaşma isteğine devam ediyorlar.

Postnane’nin kuruluş amacı böyle yoğun mesajlı dijital ortamın aksine, markaları müşterileriyle “elle tutulur” ve “uzun ömürlü” mesajlarla ve daha da önemlisi “görsellerle” buluşturmak. Dünyada özellikle Amerika ve İngiltere başta olmak üzere, pazarlama bütçelerinin başında “doğrudan postalama” geliyor. Bundan 10 sene önce de böyleydi, şimdi de hala öyle. Yani bir anlamda Türkiye’de olduğu gibi doğrudan pazarlamaya “e-mail ile pazarlama” ile bir geçiş yaşamadı diğer ülkeler. E-mail ile pazarlama başladığında, “doğrudan postalama” ile pazarlamanın önüne geçmedi, aksine entegre pazarlama yollarının önemli bir parçası olarak devam etti.

Postnane, “ferahlatan gönderi çözümleri” sunmakla aslında “doğrudan postalama”yı canlandırmayı amaçlıyor. Belki diğer ülkelerde olduğu yoğunlukta değil ama mevcut pazarlama araçlarına bir yenisini (ya da daha doğrusu unutulmuş bir pazarlama aracını) marka-müşteri ilişkilerinin tam ortasına konumlandırmak istiyor. Sadece online varolan markaların dahi doğrudan postalama araçlarına ihtiyacı olduğunu düşünüyor.

Postnane’nin marka kimliğini yaratırken “eski ama yeni” konseptiyle yola çıktık. Postnane’nin hizmet kapsamında sunduklarını, “kolaylaştıran”, “hızlandıran”, “ekonomik”, “güvenilir” gibi anahtar kelimelerle anlatılmasını konseptimize paralel görsellerle destekledik. Ve ortaya gerçekten de ferah olduğunu düşündüğümüz bir marka imajı ve tasarım çıktı. postnane.comImage

Markanızla ilgili birşey söylemeniz için ne kadar vaktiniz ve nasıl bir hileniz var?

Marka ile hedef kitlesi arasındaki ilişki gün geçtikçe birkaç diyalogdan, birkaç etkileşimden uzun soluklu bir arkadaşlığa dönüştükçe (ve tabi ki medya ortamı bunu yarattıkça) bu yeni ilişkiyi oluşturan her adımı nasıl attığınız, nerede attığınız ve nasıl bir tonda attığınızın da önemi gitgide artıyor. Bu adımlar eskisi gibi sadece yıllık, aylık, haftalık, günlük bir iletişimin tekrarlarından da oluşmuyor.  Aksine devamlı değişen, devamlı kendini yenileyen, kendini bütün bu mesajlar kargaşasının içinde göstermeye çalışan bir yapıda olmalı bu marka dokunuşları. Böyle bir ortamda da en zoru markanın kendini “şizofren” bir ruh hali içinde bulmaması. Markaların devamlı ve sık sık değişen, devamlı ilgiyi çekmek isteyen, aynı gün içinde bile bir yenisine bir başkası eklenen bu mesajlarının aynı marka karakterini yansıtması, ne yazık ki çok az marka tarafından başarılıyor. Bir bakıyorsunuz marka, reklam filminde bir ünlü ile dikkat çekmek istiyor, bir bakıyorsunuz melodisi dillere dolanan bir jingle ile, hatta son zamanlarda dizi karakterleri ile. Bütün bu “gimmicky” reklam hilelerine başvurulduğunda reklam stratejisi bu hilenin gölgesinde kalabiliyor ya da bazen bu hileye o kadar kaptırılmış olunuyor ki reklam stratejisinin kendisi de bu hileden başka birşey olmuyor sonuçta. Başka bir tarafta, kampanyanın basılı ilanı zaten reklam filminin bir karesi oluyor çoğu zaman ve kendi mecrasında aynı strateji ama farklı uygulama ile nasıl dikkat çeker düşünülmüyor bile… Bunların üzerine bir de online ve sosyal medyadaki her post’taki her tweet’teki içerik ve tonu ekledik mi, gerçekten de “kafası çok karışmış” ve hangi yönüyle arkadaş edineceğini bilemeyen bir kişilik sergileyen markalar ortaya çıkıyor.

Dikkat çekmek için hileler tabi ki gerekli ama bunları nasıl yaratacağınız her zaman bir stratejiye bağlı olmalı ki hilelerin parıltısına kapılmayın ve dikkat çekmek için herşeyi yapan bir karakter yansıtmayın. Bu markanın sonu demek olur ya da şöyle söyleyelim, markanın tutarlı imajının sonu.

217 de bu tip hilelere zaman zaman başvuruyor. Gymboree P&M için yarattığımız en son reklam kampanyasında hedef kitlenin dikkatini çekmek için, bir derginin sayfaları hızlı hızlı çevrilirken okuyucuyu durdurmak için bir hileye başvurduk. Genelde bu reklam hileleri yüksek sesle bağıran tarzda olmasına rağmen biz görselle ya da metinle dikkat çekmek için bağırmak istemediğimizi çok iyi biliyorduk. Çünkü bu şekilde bir iletişim tonu farkı Gymboree P&M markasının uluslararası iletişim tonuna aykırı bir duruş sergileyebilir ve markayı yanlış temsil edebilirdi. Dikkat çekmek için iletişimin içinde birşeyler yapmazsanız, iletişimin bulunduğu ortam seçeneklerine gözatmak yapabileceğiniz stratejik adımlardan biri olabilir. Biz de bu yolu izledik ve bir ev dekorasyon dergisini mecra olarak kullanmaya karar verdik. Dergiyi elinize alıp hızlıca karıştırdığınızda bile sizi durduracak bir reklam. Görseli ya da metni yüksek sesle bağıran ve dikkat çekmek için can atan bir tonda olmayan, ama o ortam içinde diğer her türlü görselden ve içerikten farklı olduğu için dikkat çeken bir reklam. Bu mecra seçimi öncelikle bize zaman kazandırdı. Okuyucuyu “durduran” o anı kazandık. Bu andan itibaren de işimiz kolay değildi tabi ki. Ev dekorasyon dergisi içinde çocuk gelişiminden bahsetmek “ben burada evimle ilgili içerik için varım” diyebilecek bir okuyucunun Gymboree P&M reklamını okumasını sağlamak için yeterli olmazdı. İkinci stratejik adım ortama kontrast olan dikkat çekici çocuk görselini başlık metnindeki “EV” kelimesi ile ilişkilendirmekti. “Çocuk görseli ile dikkatinizi çekip durdurduk ve evle ilgili birşey söylüyoruz” hilesini yaratmış olduk kısacası. Başlığın tamamını okuduktan sonra artık “ev” dünyasından biraz olsun okuyucuyu çalıp “çocuk gelişimi” dünyasına çekmiş olmayı hedefledik. Bu medya seçiminin “dikkat çekme” yönünden başka bir başka getirisinin de “akılda kalma” olacağını düşündük.

Hepimizin yaşadığı bu mesaj bombardımanı içinde markaların dikkat çekmesi ve yakaladıkları anda her zamanki iletişim tonunda hedef kitlesine konuşması o kadar da zor değil. Yaratıcılık ile stratejinin her zaman birlikte olduğu; süslü püslü, bol melodili, kahkahalı, animasyonlu olarak kendini tanımlayan “yaratıcılığın”, “stratejik yaratıcılık” ile yer değiştirmediği her iletişim bunu başarabilir diye düşünüyoruz.

   

EMA Contracting, ICCI 2012 – Uluslarası Enerji ve Çevre Fuarındaydı.

EMA’nın sadece inşa ettiği rüzgar santralleriyle değil, doğa dostu sanayi projeleriyle de “çevreye duyarlı” yaklaşımının altını çizdiğimiz “Tüm detaylarda insana ve doğaya dost, ahenkli çözümler” iletişim stratejisi, tüm iletişim araçlarında olduğu gibi fuardaki stand tasarımında da ön plandaydı.

9 m x 6 m stand alanımızı kullanmadaki öncelikli hedefimiz tabi ki dikkat çekmekti. Ancak bu “dikkat çekme”nin “sadelik ve ahenk” ile el ele olması gerektiğini düşünüyorduk. EMA’nın standla ilgili amacı da, şimdiye kadar gerçekleştirilen tüm projelerin (17 rüzgar santrali projesi), tek tek ama aynı zamanda bir bütün olarak ziyaretçi tarafından algılanması ve EMA hakkında merak uyandırmasıydı. Bu doğrultuda çalıştığımız tasarımda, standın ana odak noktası projelerin (kurulu güç, gerilim ve türbin sayısı detaylarının verildiği) bir timeline concept’i oldu. Standtaki diğer tüm tasarım araçları (doğa detay fotoğraflarından oluşan ve stand zeminine yerleştirilen ışıklı panolar, toplantı alanı, projeksiyon ile duvara yansıtılan kısa videolar) bu timeline’a göre tasarlandı ve konumlandırıldı. Timeline’da, içerik olarak 1997-2012 arası 17 projeyi, lineer bir düzen yerine, EMA’nın görsel anlatım diline de uygun olacak şekilde “büyüyen bir ağaç” şeklinde bir araya getirdik. Arka plan için EMA kurumsal renklerinden özellikle seçtiğimiz sarı ile standın genel olarak hem pozitif enerjisini yaratmış olduk, hem de koridorda 3-4 metre öteden standa dikkat çekmiş olduk. Timeline ile birlikte kullandığımız tüm tasarım araçlarının birbiriyle renk uyumu ve sadeliği, ziyaretçilerin stand önündeyken durup, direkt mesaja odaklanmalarını ve timeline’ı incelemelerini sağlamış oldu. (Ve tabi ki, bu duraksama ardından standa davet edilmiş oldular).

Fuarın bittiği gün, EMA için çok başarılı, hedeflerine ulaştıkları bir fuar katılımı olduğunu öğrendiğimizde, 217 olarak çok mutlu olmanın yanı sıra hissettiğimiz birşey vardı, o da “karşılıklı anlayış, saygı ve özgürlük çerçevesi” içinde oluşan tüm projelerin ne kadar da doğada olduğu gibi ahenkli olduğu…

          

Gymboree yaz okulu, marka algısı ve iletişim nüansları üzerine…

Gymboree’nin yaz dönemi için hazırlıklarımız başladı. Bu birlikte dördüncü yazımız olmasına rağmen, her sene ayrı bir heyecanla ve marka konumundaki farklılıkların farkında olarak hazırlanıyoruz yaza. Bir markanın kurumsal iletişimindeki tonu, sunduğu içerik ve kullandığı iletişim araçları kolay kolay değişmese de; zaman geçtikçe değişen marka konumu ve dolayısıyla marka algısı aynı içeriği sunarken farklılıklar yaratmaya sebep olabiliyor. Bir başka deyişle, Gymboree yaz okulu için hazırladığımız iletişim araçlarını bu yıl dördüncü kez hazırlıyor olsak da, nasıl olsa her sene aynı hedef kitleye konuşuyoruz demektense, hedef kitlemizin şu andaki, güncel Gymboree marka algısına göre hazırlıyoruz. Gymboree’nin Türkiye’deki konumu ve marka algısı daha net çizgilerle belirginleştikçe, markanın hedef kitleye bilgiyi aktarış veya kendini duyurma şeklinde de değişiklik oluyor. Birkaç sene önce, Gymboree’yi ve yaz okulu gibi çeşitli programlarını bir reklamda daha çok anlatmamız, açıklamamız uygunken, şimdi marka algısının bir yansıması şeklinde daha az bilgilendirici ve daha çok marka imajına dayalı reklamlar yapiyoruz. Aslında her markanın bir bilgilendirici mantıklı tarafı, bir de markanın karakterini, iletişim tonunu ve marka özelliklerinin tümünü bir bütün olarak (ve hedef kitlede çok da bilinçli olmayan bir seviyede) marka algısı olarak oluşturan duygusal tarafı var. Hedef kitleyle kurulan ilişkide, bu taraflardan hangisinin ne zaman ön planda olması gerektiğinin, yani ne zaman akıl seviyesinde ne zaman duygusal seviyede bağ kurulması gerektiğinin de çok iyi hesaplanması gerekiyor. Ve en önemlisi, marka deneyimleri artık sadece basılı, tv ve online araçlarla belirli zamanlarda gerçekleşmediği için, her an her yerde hatta bazen spontane olacak kadar hızlı şekilde marka deneyimi ve diyalogları yaratıldığı için iletişimdeki tüm detayları çok daha dikkatli belirlemek gerekiyor. Bunun için de markayı çok yakından tanımak ve onunla beraber yürümek.

6. İstanbul Lezzet Festivali için Logo Tasarımı

Kemer Golf & Country Club’da, Alzheimer Derneği yararına bu yaz düzenlenecek olan 6. İstanbul Lezzet Festivali için çalışmalar başladı. Türkiye’nin en iyi restoranlarının, otel ve barlarının ve yiyecek içecek firmalarının bir araya geleceği festival, çeşit çeşit lezzetlerin konuklara sunulduğu bir gece olacak. Bu gecede sunulacak olan sadece lezzet olmadığı için, konukların ve sponsor firmaların bir araya gelmeleriyle oluşacak maddi destek de Alzheimer Derneği’ne sunulacağı için; bu etkinliğin iletişim stratejisinde “sunmak” fiiline odaklandık. Logo tasarımımızda “sunmayı” temsil eden bir çizim dışında “lezzet” kelimesinden yola çıkarak kullanabilecek her türlü yeme/içme ikonundan kaçındık, bunun yerine “lezzet”i ve “derneğe destek olmanın vereceği hisleri” de temsil edebilen tipografik çözüme yöneldik.

EMA Contracting websitesi yenilenen kurumsal imajı ile yayında

Bu projeye başladığımızda, “Başarılı bir kurumsal imaj çalışması nasıl yenilenir?” demiştik. EMA’nın 2005 senesinden beri sahip olduğu ve yine 217 ekibinin yarattığı kurumsal imajın, EMA’nın sektördeki değişen konumu ve yeni pazarlama amacına göre yenilenmesi gerekiyordu. Ancak bu çalışmaya başlamadan önce hem EMA hem de 217, mevcut kurumsal imajı bırakıp yenisine geçmenin zorluklarını biliyordu. Hedefimiz EMA’nın özündeki iletişim tonunun üzerine inşa eden ve büyümesine paralel olacak bir iletişim tonu yakalamaktı. Eski kurumsal imaj, yumuşak ve samimi tondaki illustrasyon ağırlıklı bir görselliğe sahipti; fotoğraf ağırlıklı yeni görsel imaj stratejisine geçerken hedeflediğimiz ise, mevcut samimi tonu muhafaza ettiğimiz ama yumuşak tonu çarpıcı ve cesur bir tonla değiştirdiğimiz bir strateji oldu. İletişim tonunun yanı sıra, içeriğin yazılışında ve navigasyonun organize edilme/isimlendirme tarzında hep aynı “çevreye duyarlı” konumlandırma pekiştirelecek şekilde bir yol izledik. Böylelikle, EMA’nın hizmetleri, projeleri ve müşterileri belirtilirken, “ne yaptığı”nın ötesinde “nasıl yaptığı” da, hem metinsel hem de görsel olarak tutarlı bir şekilde site ziyaretçisine aktarılıyor oldu. Daha fazla bilgi 217 + EMA sayfasında.