Lineadecor Mutfağından dergisinin 26. sayısını tamamladık

Tüm Lineadecor çalışanları, bayileri, mimarları ve kurumsal dostları için isme özel olarak hazırlanan Lineadecor Mutfağından dergisi, kurumsal kültürün sadece şirket içinde hissedilen değil, uzakta da olsa kurumu kapsayan tüm bireyleri aynı çatı altında toplayan bir araç da olabileceğinin güzel bir kanıtı. 2007 senesinde hayata geçirdiğimiz derginin 26. sayısını tamamladık.

 

 

Biri “hedef kitle” mi dedi?

Eskiden, reklamcılığın henüz mutasyona uğramadığı zamanlarda, herhangi bir iletişim kampanyasına başlamadan önce sayfalarca brief yazardık. İletişim stratejisini elde etmek için adım adım pazarlama amacından, hedef kitlenin tanımına, hedef kitleye ne düşündürmek/hissettirmek istediğimize kadar bu işi bilimsel yapmasak da derinine inerek, irdeleyerek bir yerlere varırdık. Hedef kitleyi tanımlamak da öyle cinsiyet, yaş ve sosyoekonomik sınıfla sınırlandırılmaz, bol bol “içgörü” dediğimiz gözlemlerden oluşurdu. Bu içgörülerin birinden zaten mutlaka iletişim stratejisi bize göz kırpar, “ben burdayım, aradığın en kritik ve en duygu yüklü nokta benim, hedef kitleyi benimle 12’den vurun” derdi. Biz de ona odaklanır, yaratıcı fikrimizi, nam-ı diğer konsepti, bu stratejik noktaya bağlayarak yaratırdık.

Peki ne değişti? Tabi ki hala stratejiler, konseptler oluşturuluyor, ama sosyal medya mağdurlarının arasına reklamcılığı da koysak yeridir diyeceğimiz bir durum da söz konusu. Artık sanki iletişim aracı, iletişim amacının önüne geçmiş, “amaç” zaten “eğlendirme” isteğinin gölgesinde kalmış, bir teknolojik maratonu koşuyor koşuyor duruyoruz. Tüm bu marka ile tüketici etkileşim noktaları arttıkça, markanın aynı ses tonunu, aynı karakter duruşunu tüm bu çeşit çeşit mecralarda tutarlı bir şekilde sürdürmesi zorlaşmıştı zorlaşmasına da sosyal medyanın oyuna katılması bazı iletişim detaylarının da gözardı edilmesini doğurdu.

Nedir bu iletişim detayları?
Hedef kitleye doğru mesajla doğru tonda ve tabi ki iletişim stratejisi çerçevesinin sınırları dahilinde ulaşmak/konuşmak/etkileşim içinde olmak. Ve bunu istikrarlı bir şekilde yapmak. Bir soruya verdiğin cevapla, paylaştığın bir fotoğrafa eşlik etmesi için yazdığın cümlenin aynı tonda olması. Bir mecrada bulunan hedef kitlenin orada ne amaçla bulunduğunu bir başka mecradakiyle kıyaslayıp aradaki farka göre içerik üretmek. Mecranın genel ortamı ne olursa olsun, tribünlere oynamamak yani herkesin beğenisini kazanmak uğruna kendi stratejinden, iletişim tonundan ve içeriğinden şaşmamak. Seni belirli bir şekilde tanımış olan kemikleşmiş hedef kitlenin karşısına bir gün aniden bambaşka bir karakterle çıkmamak.

Bu detaylar say say bitmez. Tekrar hedef kitleye dönelim. Kendimizden yola çıkalım, çünkü artık hepimiz birer yayın kaynağıyız ve hedef kitlelerimiz var. Aynı içeriği aynı anda hem instagram’da, hem facebook’ta hem de twitter’da mı paylaşıyoruz? Ya instagram takipçilerimizle, facebook ve twitter takipçilerimiz arasında fark varsa. Ya da genelde aynı kişiler bile olsa, bu kişiler bu ortamlara farklı zamanlarda farklı beklentilerle giriyorlarsa. Herşeyi herkesle her zaman mı paylaşmalıyız? Ya da bir diyalog yaratmak üzere doğru zamanda doğru paylaşımları doğru ortamlarda mı yapmalıyız?

Hedef kitle artık büyük bir sis bulutu gibi gözükse de, hedef kitlenizi ve davranışlarını sosyal medya da dahil tüm mecralarda tanıyın ve sadece onlara oynayın. Eğer genel itibariyle örneğin “ciddi ama aynı zamanda samimi” bir duruş sergileyen bir markaysanız, facebook ortamına girdiğinizde birden ve üst üste şakalar yapan, herkesi güldürmeye çalışan biri olmayın. Dengeyi yakalamak ve şizofren bir markaya dönüşmemek o kadar da zor değil.

İpek Haznedaroğlu-Handmade Accessories için Logo Tasarımı ve Fotoğraf Çekimi

İşletme Mühendisi ve girişimci İpek Haznedaroğlu, çeşitli sektörlerde konusuyla ilgili çalıştıktan sonra desenlere ve kumaşlara artan ilgisiyle birlikte çanta yapmayı öğrenmek istemiş, ilk önce sadece kendisi için yaptığı çantalarını çok kısa sürede çevresinden gelen ilgi ve istek ile profesyonel boyuta taşımaya karar vermiş. Tasarımcı kimliğiyle markasını yaratmak için Şubat 2014’te harekete geçmiş. 2014 Yazı için hazırladığı ilk koleksiyonunu görür görmez içimizi bir mutluluk kapladı diyebiliriz. Cıvıl cıvıl ve eğlenceli desenlerden yarattığı hem kullanışlı hem de yaz kadar renkli çantalara bakınca tasarımcının onları nasıl severek yarattığını görüyorsunuz.

İpek Haznedaroğlu markası için yarattığımız kurumsal kimlik çerçevesinde logo ve etiket tasarımını, ayrıca çok eğlenceli geçen fotoğraf çekiminden birkaç kareyi paylaşıyoruz.

IpekHaznedaroglu_Logo_B      IpekHaznedaroglu_Logo_L

DSC_0011      DSC_0095

DSC_0050      DSC_0069

DSC_0297      DSC_0333

DSC_0061

 

 

Üniversite Bahar Şenlikleri’ne Katılan the Stik’erz® için konsept çalışması

The Stik’erz® , fast food hızında ama kaliteli içeriği, lezzeti ve felsefesi ile slow food tadında ve özünde yeni (2011 doğumlu) bir Türk markası. Bildiğimiz çöp şişlere görünürde benzese de, kullandığı etlerin tazeliği, kalitesi ve tüm etlerin özel marinasyonlarında 24 saat dinlendirildikten sonra özel ızgaralarda pişirilerek sunulması markanın tüm ürünlerini farklı kılıyor. Pazarlama amacı olarak fast food’un da sağlıklı ve kaliteli içeriğe sahip olabileceğini benimseyen the Stik’erz, ayrıca sağlık ve kalitenin yanına eğlence katarak, yatay sunumu dikey hale getirerek değişik bir sunum yapıyor. Ürünleri tabak yerine özel üretim olan sos hazneli bardaklarda servis eden Stik’erz, Türkiye’de bir ilk olan bu sunumu ile hem sağlıklı ve kaliteli hem de eğlenceli ve pratik bir yemek deneyimi sunuyor.

217 olarak, the Stik’erz’ın genel marka konumlandırma çalışmalarına başlamadan önce acilen bir proje ile işe koyulduk. Üniversite Bahar Şenlikleri’ne katılan the Stik’erz için bahar şenliklerinde kullanılacak iletişim ve stand çalışmalarını hazırladık. Üniversite öğrencilerini hedef alan bu çalışmalarda zaten eğlenceli ve pratik olan ürünün bu özelliklerinin ön plana çıkmasını sağlayarak, the Stik’erz’ın festival ortamında “neden ve nasıl” tercih edilmesi gerektiğinin altını çizmiş olduk.

Eglenceneayakuyduran

Postane değil Postnane!

Image

Günümüzde herşey teknolojik açıdan baktığımızda ileriye gidiyor. Herşeyin daha hızlısı bir versiyon olarak bize sunuluyor ve bir de bakıyoruz ki biz de bu hıza adapte olmaya çalışıyoruz ve de sonunda bir başkası gelmeden adapte oluyoruz. Ama bazen durup, eskiye doğru, geriye doğru bakmak gerekiyor. İşte “Postnane” böyle bir “geriye dönüş” çerçevesi içinde yaratılmış oldu.

Her gün aldığımız SMS, e-mail, sosyal medya ve App mesajları/görselleri bombardıman misali ama pek de etkili olmadan markalardan bizlere hedefleniyor. Hedeflenmesine hedefleniyorlar da, marka-müşteri ilişkileri dahilinde çoğu zaman nötr, bazen negatif ve bazen de unutulan tarzda mesajlar oluyor bunlar. Ama markalar durmak bilmiyor ve mesajlarını ardı ardına, indirimlerini ardı ardına sıralayıp müşterilerine daha çok ve daha hızlı bir şekilde ulaşma isteğine devam ediyorlar.

Postnane’nin kuruluş amacı böyle yoğun mesajlı dijital ortamın aksine, markaları müşterileriyle “elle tutulur” ve “uzun ömürlü” mesajlarla ve daha da önemlisi “görsellerle” buluşturmak. Dünyada özellikle Amerika ve İngiltere başta olmak üzere, pazarlama bütçelerinin başında “doğrudan postalama” geliyor. Bundan 10 sene önce de böyleydi, şimdi de hala öyle. Yani bir anlamda Türkiye’de olduğu gibi doğrudan pazarlamaya “e-mail ile pazarlama” ile bir geçiş yaşamadı diğer ülkeler. E-mail ile pazarlama başladığında, “doğrudan postalama” ile pazarlamanın önüne geçmedi, aksine entegre pazarlama yollarının önemli bir parçası olarak devam etti.

Postnane, “ferahlatan gönderi çözümleri” sunmakla aslında “doğrudan postalama”yı canlandırmayı amaçlıyor. Belki diğer ülkelerde olduğu yoğunlukta değil ama mevcut pazarlama araçlarına bir yenisini (ya da daha doğrusu unutulmuş bir pazarlama aracını) marka-müşteri ilişkilerinin tam ortasına konumlandırmak istiyor. Sadece online varolan markaların dahi doğrudan postalama araçlarına ihtiyacı olduğunu düşünüyor.

Postnane’nin marka kimliğini yaratırken “eski ama yeni” konseptiyle yola çıktık. Postnane’nin hizmet kapsamında sunduklarını, “kolaylaştıran”, “hızlandıran”, “ekonomik”, “güvenilir” gibi anahtar kelimelerle anlatılmasını konseptimize paralel görsellerle destekledik. Ve ortaya gerçekten de ferah olduğunu düşündüğümüz bir marka imajı ve tasarım çıktı. postnane.comImage

Markanızla ilgili birşey söylemeniz için ne kadar vaktiniz ve nasıl bir hileniz var?

Marka ile hedef kitlesi arasındaki ilişki gün geçtikçe birkaç diyalogdan, birkaç etkileşimden uzun soluklu bir arkadaşlığa dönüştükçe (ve tabi ki medya ortamı bunu yarattıkça) bu yeni ilişkiyi oluşturan her adımı nasıl attığınız, nerede attığınız ve nasıl bir tonda attığınızın da önemi gitgide artıyor. Bu adımlar eskisi gibi sadece yıllık, aylık, haftalık, günlük bir iletişimin tekrarlarından da oluşmuyor.  Aksine devamlı değişen, devamlı kendini yenileyen, kendini bütün bu mesajlar kargaşasının içinde göstermeye çalışan bir yapıda olmalı bu marka dokunuşları. Böyle bir ortamda da en zoru markanın kendini “şizofren” bir ruh hali içinde bulmaması. Markaların devamlı ve sık sık değişen, devamlı ilgiyi çekmek isteyen, aynı gün içinde bile bir yenisine bir başkası eklenen bu mesajlarının aynı marka karakterini yansıtması, ne yazık ki çok az marka tarafından başarılıyor. Bir bakıyorsunuz marka, reklam filminde bir ünlü ile dikkat çekmek istiyor, bir bakıyorsunuz melodisi dillere dolanan bir jingle ile, hatta son zamanlarda dizi karakterleri ile. Bütün bu “gimmicky” reklam hilelerine başvurulduğunda reklam stratejisi bu hilenin gölgesinde kalabiliyor ya da bazen bu hileye o kadar kaptırılmış olunuyor ki reklam stratejisinin kendisi de bu hileden başka birşey olmuyor sonuçta. Başka bir tarafta, kampanyanın basılı ilanı zaten reklam filminin bir karesi oluyor çoğu zaman ve kendi mecrasında aynı strateji ama farklı uygulama ile nasıl dikkat çeker düşünülmüyor bile… Bunların üzerine bir de online ve sosyal medyadaki her post’taki her tweet’teki içerik ve tonu ekledik mi, gerçekten de “kafası çok karışmış” ve hangi yönüyle arkadaş edineceğini bilemeyen bir kişilik sergileyen markalar ortaya çıkıyor.

Dikkat çekmek için hileler tabi ki gerekli ama bunları nasıl yaratacağınız her zaman bir stratejiye bağlı olmalı ki hilelerin parıltısına kapılmayın ve dikkat çekmek için herşeyi yapan bir karakter yansıtmayın. Bu markanın sonu demek olur ya da şöyle söyleyelim, markanın tutarlı imajının sonu.

217 de bu tip hilelere zaman zaman başvuruyor. Gymboree P&M için yarattığımız en son reklam kampanyasında hedef kitlenin dikkatini çekmek için, bir derginin sayfaları hızlı hızlı çevrilirken okuyucuyu durdurmak için bir hileye başvurduk. Genelde bu reklam hileleri yüksek sesle bağıran tarzda olmasına rağmen biz görselle ya da metinle dikkat çekmek için bağırmak istemediğimizi çok iyi biliyorduk. Çünkü bu şekilde bir iletişim tonu farkı Gymboree P&M markasının uluslararası iletişim tonuna aykırı bir duruş sergileyebilir ve markayı yanlış temsil edebilirdi. Dikkat çekmek için iletişimin içinde birşeyler yapmazsanız, iletişimin bulunduğu ortam seçeneklerine gözatmak yapabileceğiniz stratejik adımlardan biri olabilir. Biz de bu yolu izledik ve bir ev dekorasyon dergisini mecra olarak kullanmaya karar verdik. Dergiyi elinize alıp hızlıca karıştırdığınızda bile sizi durduracak bir reklam. Görseli ya da metni yüksek sesle bağıran ve dikkat çekmek için can atan bir tonda olmayan, ama o ortam içinde diğer her türlü görselden ve içerikten farklı olduğu için dikkat çeken bir reklam. Bu mecra seçimi öncelikle bize zaman kazandırdı. Okuyucuyu “durduran” o anı kazandık. Bu andan itibaren de işimiz kolay değildi tabi ki. Ev dekorasyon dergisi içinde çocuk gelişiminden bahsetmek “ben burada evimle ilgili içerik için varım” diyebilecek bir okuyucunun Gymboree P&M reklamını okumasını sağlamak için yeterli olmazdı. İkinci stratejik adım ortama kontrast olan dikkat çekici çocuk görselini başlık metnindeki “EV” kelimesi ile ilişkilendirmekti. “Çocuk görseli ile dikkatinizi çekip durdurduk ve evle ilgili birşey söylüyoruz” hilesini yaratmış olduk kısacası. Başlığın tamamını okuduktan sonra artık “ev” dünyasından biraz olsun okuyucuyu çalıp “çocuk gelişimi” dünyasına çekmiş olmayı hedefledik. Bu medya seçiminin “dikkat çekme” yönünden başka bir başka getirisinin de “akılda kalma” olacağını düşündük.

Hepimizin yaşadığı bu mesaj bombardımanı içinde markaların dikkat çekmesi ve yakaladıkları anda her zamanki iletişim tonunda hedef kitlesine konuşması o kadar da zor değil. Yaratıcılık ile stratejinin her zaman birlikte olduğu; süslü püslü, bol melodili, kahkahalı, animasyonlu olarak kendini tanımlayan “yaratıcılığın”, “stratejik yaratıcılık” ile yer değiştirmediği her iletişim bunu başarabilir diye düşünüyoruz.

   

Anneler Günü, Gymboree için bu yıl daha da anlamlıydı!

Gymboree Türkiye’nin geçen sene Adıyaman’da gerçekleştirdiği 3 derslikli anaokulu projesinin ardından, ikinci anaokulunu da hayata geçirmek üzere, 150’ye yakın genç anne, Gymboree organizasyonu altında anlamlı bir yemek kitabı projesi için bir araya geldiler. Projeye maddi ve manevi desteği ile katkıda bulunan tüm anneler, hem lezzetli ve eğlenceli yemek tariflerini paylaştılar, hem de çocukları ile birlikte birbirinden güzel ve sevgi dolu fotoğraflar için kamera karşısına geçtiler.

Projemizi kısaca yukarıdaki şekilde tanımladığımızda, 217 olarak projenin başından sonuna kadar yaşadığımız tüm süreçlerinin de aslında bu tanımdaki birkaç sıfattan ibaret olduğunu hissediyoruz: “eğlenceli, güzel, sevgi dolu”. Evet, çok kısa zamanda bu kitabı hayata geçirmek üzere gece gündüz çalıştık ve bazı anlarda “tüm parçalar bir araya zamanında gelemeyecek” diye endişe duyduk, ama bu proje için bir araya gelen ekibin uyumu, isteği ve gönüllülüğü ile “Gymboree Annelerinden Çocuklarının Çok Sevdiği Yemek Tarifleri” kitabı Anneler Günü arifesinde doğmuş oldu.

Sosyal sorumluluk projesi olarak yola çıktığımız için sadece kitabın teknik özellikleri ile ilgili değil, fotoğraf çekimlerinden, tariflerin kontrol edilip tekrar yazılmasından ve pişirilmesine kadar tüm aşamalarda belirli bir çerçeve içinde hareket etmemiz gerekiyordu ve proje ekibindeki herkes tüm kısıtlamalara, zorluklara rağmen büyük özveri ile çalıştı. Sonuç olarak, bu proje “çözüm odaklı” ilerleyen bir proje oldu. Projenin başında, tasarım aşamasında 217 olarak bizim de ilk çözmemiz gereken, her anneye düşen tüm içeriğin (yemek tarifi ve malzeme listesi, yemek fotoğrafı, aile fotoğrafının) tek sayfada yer alması gerekliliğiydi. Bu gerekliliği duyar duymaz bile insanın ilk tepkisi “ama nasıl?” oluyor, bizim de öyle oldu ama problem çözmeyi seven yanımız da tabi ki hemen tasarım çözümleri düşünmeye başladı. Evet, bu bir yemek kitabı idi. Ancak “anne-çocuk(lar) fotoğrafları” da kitabın kalbini oluşturuyordu. Yemek fotoğrafı
ve tarifi, anne-çocuk fotoğrafının önüne geçmemeliydi. 135 anne ve çocukları. Herbirinin ayrı ayrı ışıltısı ve aralarındaki ilişkinin kamera aracılığıyla biz okuyuculara yansımasını düşündüğümüzde, anne-çocuk karesinin (aynen yemek fotoğrafının olacağı gibi) sayfada çerçevelenmiş şekilde durağan bir portre (veya portremsi) olmaması gerektiğini çok net görüyorduk. Sayfa tasarımını bu anlamda öyle bir şekillendirmeliydik ki, anne ve çocuklarının fotoğrafları, Gymboree ekipmanlarını kullandıkları, istedikleri gibi hareket ettikleri, olabildiğince doğal, eğlenceli ve kendilerini yansıtabildikleri fotoğraflar olmalıydı. Bu fikirle yola çıktığımızda ortaya çıkan sayfa tasarımında, anne-çocuk fotoğrafı için ayrılan alan, her ne kadar yemek için ayrılan alandan daha küçük de olsa, yukarıda tanımladığımız fotoğraf concept’ini birebir uygulayan bir alan oldu.

Tasarım sonrasındaki aşamalarda ilk önce fotoğraf ve yemek tarifi odaklı harıl harıl çalıştığımız bir dönem, daha sonra ise kitabın dokümanının hazırlandığı grafik uygulama aşamalarını yaşadık…tabi ki bütün bu aşamaların sonucunda hiç bilmediğimiz kadar çok tarif öğrendik; kitabın lansmanına katıldığımızda ise gördüğümüz hemen hemen tüm anne ve çocuklarını (isimlerini de direkt hatırlayacak şekilde) tanıyorduk. .-)

Bu sosyal sorumluluk projesinin bir ucundan tutan ve kısa zamanda gerçekleşmesi için çok çalışan herkesin eline sağlık. Biz de bu uyumlu ekibin bir parçası olmaktan mutluluk ve gurur duyduk.

(“Gymboree Annelerinden Çocuklarının Çok Sevdiği Yemek Tarifleri” kitabını Gymboree Play&Music merkezlerinde ve çeşitli kitabevlerinde bulabilir, ayrıca BoyutStore, D&R, idefix sitelerinden online satın alabilirsiniz.)